23.05.2009

Bir sahne var aklımda...

Kastı henüz tamamlanmamış, senaryosu bitmemiş bir filmden...

Ne replik var ne de fon müziği... Üzerimizde uçuşan martıların, dalgaların hafif hafif kumlara vurmasıyla çıkan seslerin dışında hiçbir ses yok. Nefes alışını bile zar zor duyorum. Denize dönmüşüz yüzümüzü. Güneş batmak üzere, tatlı bir kızıllık sarmış her yanı. Gelen güneşin ışıklarıyla ekranda iki siyah karartı gibiyiz. Başımı omuzuna koyuyorum usulca. Bütün kırıklarım, sızılarım, kederlerim uçuveriyor, martılar gibi. Başımı omuzundan kaldırmaya korkuyorum, kaldırırsam dalgalar gibi geri geleceklerini biliyorum. Sessizce yüzüme bakıp gülümsüyorsun... Ne replik var ne fon müziği... Koluna giriyorum usulca, elimi tutyorsun şevkatle. Ne sen ne de ben düşünüyoruz dünyayı, olan biteni. Her şeyin üzeri örtülmüş gibi, sadece sen ve ben varız, sen ve ben. Beynim bomboş ama aynı zamanda her köşesi seninle dolu. Her yer rengarek ama aynı zamanda bembeyaz. Beyazın huzuru sarmış her yanımızı. Huzur beyaz, beyaz sen, sen huzursun... Ve ben sadece huzur istiyorum...

16.05.2009

Bahar!

Bahar geldi... (Gerçi bu memlekette bahar yok, yaz-kış var :))
Kuşlar cıvıldasın, çiçekler açsın...
İnsanlar daha çok gülsün, daha kolay aşık olsun...
Sevgililer parklarda, bahçelerde elele, dizdize otursun...
Hava almaya çıkalım akşam vakti, çekirdek çitleyelim bir bankta...
Dört duvar arasına tıkılmışken havanın güzelliğine sevinsek bi üzülsek mi bilmeyip haftasonlarının daha çok tadını çıkaralım...
Yol kenarındaki cılız çiçekler bir sevdiceğin saçlarında hayat bulsun...
Rengarek giyinsin herkes...
Aptal bir gülümseme olsun yüzlerde...
Sıcaklar içimizi ısıtsın...
Hafif rüzgarlar kederleri uçursun...
Yağmur yağarsa, "Berekettir" densin...
Ben susayım, sustuklarım konuşsun...


"Kazandıklarım bitti, yitirdiklerim kaldı
Söylediklerim gitti, dinlediklerim kaldı
Bir bilmek ülkesinin, düşün iline vardım
Öğrettiklerim gitti, öğrendiklerim kaldı
Arif Nihat ASYA"

28.04.2009

Utanıyorum

AŞTİ'den metro'ya bindim (ya da Ankaray desem daha doğru olcak sanırım :)), kulağımda kulaklık Manga'nın son albümünü dinliyorum. İki adam bindi, ikisi de esmer. İkisinin elinde de küçük valizler, ürkek ama heyecanlı bir tavırları vardı. Birinin gözleri kıpkırmızı. Nereye oturacaklarını bilemeden öylece bakındılar, bir o tarafa bir bu tarafa gittiler. Sonra hemen yanımdaki koltuklara oturdular, valizlerini aramızdaki koridora koydular. Tavırları mıydı tuhaf gelen, görüntüleri mi bilmem ama "canlı bomba" olduklarını düşündüm birden, o kısacık an içinde o valizlerden birinde bomba olsa olacakları düşündüm...
En yakında ben olduğum için vücudumun geleceği hali, abimin başıma bişey geldiğini farkedip beni arayıp telefonuma ulaşamaması, televizyon kanallarında kırmızı şeritlerle son dakika haberlerinin geçmesi, haberleri gören annemin telaşla beni, abimi araması, beni metroya bırakan arkadaşımın beni taksiye bindirmediği için duyacağı pişmanlık, haberi alan arkadaşlarımın arkamdan söyleyeceği şeyler, okulda tören yapılması... Hepsi o kadar kısa bir an içinde beynime üşüştü ki...
Sonra utandım kendimden, belli ki yol yorgunluğundan gözleri kızarmış... Belli ki iyi bilmiyorlar Ankara'yı, belli ki AŞTİ'nin son durak olduğunun farkında değiller, gidecekleri yere o trenin götürüp götürmeyeceğinden emin değiller, hatta belki de ilk defa çıkıyorlar küçük şehirlerinden, korkuyorlar benden onlardan korktuğumdan daha fazla...
Utançla bir tek şey geçti içimden...
"Tertemiz yurdum insanından korkma güdüsünü kimler nasıl yerleştirdi içimize?"
Bunu yapanlardan, kendimden utanıyorum...
Ben bazen, insan olmaktan utanıyorum...

16.04.2009

Hey benim paşa gönlüm!

Sen ne düşünürsen düşün, sen ne istersen iste...
Umursamıyor seni kimse...
Özledin beni diyor biri...
Özlemedin mi diyor öteki...
Kurallarını yerle bir ediyorlar...
Senin adına kararlar veriyorlar...
Kırmamak için, kırılmamak için susuyorsun...
Ama sen de biliyorsun...
Sustukça daha çok inciniyorsun...
Bırak zafer kazandıklarını sansınlar, sevinsinler...
Seni görmezden gelsinler...
Kapat kapılarını, mühürle dilini...
Gidelim buralardan, ver elini...

20.03.2009

Evinden uzakta büyüyen çocuk...

Önce her şey toz pembedir... Ergenliğin verdiği asilikle uzaklara gitmek kurtuluştur... Kararlarını kendin verebileceğin düşüncesi gözlerini ışıldatır. Ansızın anne hasreti düşer içine, ciğerlerin yanar. Sonra baba desteği ararsın, bulamayınca kemiklerin alınmışcasına yığılırsın. Ama her telefonda sesin daha bi güçlü çıkar, mutlu olduğunu söylersin boğazında düğümlenen diğer kelimelere, gözlerinde biriken yaşlara inat... Telefonu kapatınca, pencereni açarsın, kulaklıklarını takarsın, annene söyleyemediklerini dinlersin...

"Pencereden kar geliyor aman annem, gurbet bana zor geliyor"

Ama en kötüsü gurbette hasta olmaktır... Üzerinde lise üniforman, elinde sevk kağıdın, dermansız halde hastanede sıra beklerken çocuğunun elinden tutmuş gelen anneyi görünce beyninde şimşekler çakar "Yalnızsın! Yürüyecek halin olmasa da seni elinden tutup hastaneye getirecek kimse yok yanında!" Gözünden süzülen yaşları gizlersin, başka şeyler düşünmeye çalışırsın inatla, beceremez daha çok ağlarsın. Kaçarsın hastanelerden, hapisaneymişcesine... Ne kadar hasta olursan ol, direnirsin gitmemekte. Dayanamazsın ağrılara, hastaneye gitmek zorunda kalırsın, ağlayarak... Ağrılarına mı, yoksa yalnızlığına mı ağladığını bilmeyerek...

Ve yıllar sonra basit bir ameliyet geçirmen gerekirken, "Gelmeyin" dersin, "Önemli bir şey değil, onca yol, gerek yok" dersin yanında olmalarını deli gibi istemene rağmen. Israr ederler gelmek için, ama yalnızlık üzerine yapışmıştır ya bir kere... Uçağı kaçırır ablan, son uçağı! Ve sen üzerinde yeşil ameliyat elbisesi, ameliyathane koridorunda beklerken yine yaşlar süzülür sicim gibi gözlerinden. Dosyana bakan doktor anlayamaz, bu kadar basit bir ameliyat için ağlamanı. Anlatamazsın annesinin elinden tutup hastaneye götürdüğü çocuğu, anlatamazsın yalnızlığı... Sadece "Biliyorum, korktum biraz" diyebilirsin... Oysa ne narkoz, ne kesikler, ne iğneler korkutur seni... Sadece yalnızlık yakar içini kor gibi... O koru söndürür belki diye dökersin gözyaşlarını üzerine, sessizce...

19.03.2009

Deli

Pisikolocik deliyim yine! Hırsımı alamıyorum hiçbir şeyden ve her zamanki deşarj moduna yöneldim: Temizlik :) Bu sefer çığrımdan çıktım sanırsam, odamdaki eşyaların yerlerini değiştirdim. 2 kg'dan fazla şeyleri kaldırmak, yüklenmek falan yasak olduğu halde koca yatağı, dolabı vs tek başıma o tarafa bu tarafa çekip durdum. Öyle olmadı, böyle deneyeyim falan derken oldu sanırım şimdi... Ama hala tam olarak deşarj olmuş değilim, en iyisi dolaplarımı boşaltayım, baştan yerleştireyim, ütü falan da mı yapsam acaba? Evet, evet yapayım! Gene deşarj olamazsam gelip seni boğacam haberin olsun! Gardını al ;)

8.03.2009

Hapşuuu!

Neymiş efendim insan kaç yaşına gelirse gelsin parmağına iğne batsa küçücük çocuk olup "Anneeeee" diyebiliyormuş...
-Anneeee!
-Efendim canım
-Bişi yok ben hasta oldum da duygu sömürüsü yapmak için aradım :)
-:))) Neyin var kızım?
-Öksürüyorum, hapşırıyorum, halsizim, işin özü grip olmuşum.
-Bi nane limon falan içsene.
-Evde yalnızım, nane limon yapanım da yooook.
-Ahh yavrum.
-Neyse bu kadar şımarıklık yeter, seviyorum seni!
-Ben de seni canım!

Hapşuuuuuuuuuuu!
Efendim?
Hep beraber :)

6.03.2009

80'lerin ikinci, 90'ların ilk yarısında çocuk olmak.

Biz "cino" yerdik, 1 şekersiz sakız fiyatına 2 şekerli sakız alırdık, leblebi tozu yerken "Yusuffffffff" derdik...
Ne sansür vardı ne de izleyici kitlesini belirten logolar... Kemal Sunal'ın "Eşşoğlu eşşek"leriyle büyüdük, bu tabiri sadece Kemal Sunal'ı taklit ederken kullandık. Saygılı ve terbiyeliydik sansürsüzlüğe rağmen...
Barış Manço'dan öğrendik, arabanın ön koltuğuna oturmamayı, dişlerimizi günde 2 defa fırçalamayı, hayvanların dost olduğunu...
Bilgisayar oyunlarımız, süpersonik oyuncaklarımız yoktu ama mahalle aralarında oynayacağımız, hep sevgiyle anacağımız arkadaşlarımız vardı. Ama akşam ezanı okunduğunda eve dönmek sorundaydık :)
Kar yağardı bol bol, kardan kaleler yapıp şavaşır, poşetlerle kayardık...
Erkek çocukların en kıymetli şeyi topları, kızlarınsa ipleriydi...
Küçük oyunlar oynardık... "O piti piti, karamela sepeti, terazi lastik jimnastik, biz size geldik bitlendik, dik dik dik, hamama gittik temizlendik"
"Tom ve Jerry, dispanseri, elem yu yu yu, elem si si si, elem yu elem si, oooo pepsi" bildiğimiz yabancı dildi :)
Velhasıl biz şanslı çocuklardık, çocuklarımız da şanslı olabilirler umarım bizler kadar...

Mutlu!

Kendim için bir şeyler yapasım yok bugünlerde...
Mutlu olamıyorum kendim için yaptığım şeylerde...
Senin beni mutlu etmenden çok, seni mutlu etmeyi istiyorum...
Okuldan yeni çıkmış çocukların eve dönüş yolundaki muhabbetine katılıp, şaşkınlıkla karışık gülümsemelerini görebilmeyi...
Müşteri hizmetleri yardımcı olamasa da, işi benimle müşterilerle ilgilenmek olsa da, vaktini aldığım için özür dileğim zaman, yüzündeki hafif tebessümü telefonun diğer ucundan hissetmeyi...
Beğendiğim pijamayı, pijama tutkuma rağmen "Aman gerek yok" deyip almazken, aynı mağazada arkadaşımın seveceği bir şeyi görüp hiç tereddüt etmeden almayı...
Evimin karşısında fotoğrafçı olmasına rağmen, tanıdığım uzak fotoğrafçıya gidip, beni görünce yüzünde oluşan sevinci görebilmeyi...
Zırt pırt, annemi, ablamı, abimi, babamı arıyabilmeyi, iyi olduğuma emin olsunlar diye...
Şükretmeyi, bütün sıkıntılara, dertlere rağmen sahip olduklarım-ız- için, bütün bunları yapabildiğim için...
Öğreniyorum, insanları mutlu gördükçe kendimi sevmeyi öğreniyorum...

3.03.2009

İki cümle

İki cümle var ki, dilimden hiç düşürmem...

"Kişi kendinden bilirmiş."
İnsanın algılama yeteneğinin yaşadıklarıyla (ve dolayısıyla öğrendikleriyle) doğru orantılı olduğu inancındayım. Tecrübe etmediğim bi olayı tam olarak anlayamadığımı, sadece anlamaya çalıştığımı düşünüyorum. Ama sadece bu değil, bu cümleyi ağzıma sakız yapmamın nedeni... Sadece ateş düştüğü yeri yakar, davulun sesi uzaktan hoş gelir değil...
Empati!
Eğer hepimiz aynı olsaydık, hiç kavga etmezdik, hiç savaşmazdık ama çok sıkılırdık. Herkes farklı olduğunu düşünürken, farklılaşmak uğruna bin bir kılığa girerken, neden "..... yaptın, demek ki ....." gibi cümleler kuruyoruz? 'Beni bu saate kadar aramadın, demek ki dışardaydın.' Yahu, uyuyor olamaz mıyım? İşim olamaz mı? Ya da en basitinden konuşmak istememiş olamaz myım? Sen her beni aramadığında dışarda oluyorsun ki benim de dışarda olduğumu düşünüyorsun. Ama ben, sen değilim ki! Olaylara senin verdiğin tepkileri vermiyorum, benim nedenlerim seninle aynı değil, sonuçlarım da...
Empati salt kendini başkasının yerine koymak değil, onun yerine geçerken onu anlayabilmek, sorgulayabilmek. Kendi kendine sonuca vardığın zaman kendini onun yerine koymuş değil, onu kendinin yerine koymuş oluyorsun.
O yüzden beni kendinin yerine koyanlara açıklama yapmayı gereksiz buluyorum. Beni dinleme zahmetinde bulunmayıp sonuca varana ben neden anlatma zahmetinde bulunayım ki?

"Herkes yaşadıklarından kendi sorumludur."
Bi herkesi suçlamadır gidiliyor, güzeller sahiplenilip, çirkinler başkasına atılıyor. İyi not alırsa kendi alıyor, kötü not alırsa hoca veriyor. Cüzdanını çalan hırsıza çantasını açık bırakarak davetiye çıkardığını görmüyor.
"Bana neler yaptı, çok üzdü beni", iyi de onu seni üzebilecek kadar hayatına sokan sensin. Evet, bu yaptıklarının doğru olduğunu göstermez ya da senin hakettiğini ama payını görmezden gelemezsin.
O yüzdendir yaşadığım her olayda önce kendimi suçlamam... Sevincimi başkasından ödünç almadım ki, kederimi başkası sahiplensin...

2.03.2009

Kendime hatırlatma!

1- Sağlık karnenin vizesini bir an önce yaptır.
2- Dermatoloğa gidip lekelerin Pityriasis Rosea olup olmadığını öğren.
3- Sasha'yı (bilgisayarım :)) servise götür, hiç olmazsa format at.
4- Genel seçimde seçmen kaydını yapmayıp, yerel seçimde yapan muhtara oy verme :)
5- Doğalgaz faturasını yatır.
6- Uykunu düzene sok.
7- Yazmayı düşündüğün mektubu erteleme.
8- Mevlüt abiye bir daha fön çektirme :)
9- Jüri için çizimleri son güne bırakma.
10- Neşe'yi ara.
11- Sıcaktan bayılmak istemiyorsan polar battaniyeyi kaldır.
12- Odanı topla.
13- Sevmeye devam et :) -13 için uğursuz diyorlar oysa ben çok severim, sebebi lise numaram olması olabilir tabi, o yüzden yaptığım zaman en çok mutlu olacağım şeyi 13 numaraya yazıyorum :)-

26.02.2009

Ölenler

Olanla, ölene çare yok diyorlar ya... Yok mu hakkaten? İçimde bir şeyler öldü, ölüyor... Düzelmeyecek mi hiç? Geçmeyecek mi sancısı?
Ölenler... Öldüğü yere mi gömülmeli? İçimde öldünüz evet, ama mezarınızı başka yere yapsaydık. Hissetmeseydim ben an be an çürüyüşünüzü, olmaz mıydı?
Veya hiç ölmeseydiniz, yaşayamaz mıydınız içimde, içimdekilerle?
Her zaman gülen yanım... Söyle, güçlü yanımla boğuşmadan, yan yana ya da uzakta yaşayamaz mıydın? İçimde ikinizi de barındıracak yer yok mu? Yersizlik mi seni öldüren, yoksa mağlup mu oldun? Kalsaydın... Dönemez misin?
Umudum... Sen söyle, gerçeklerle yüzleşmesen olmaz mıydı? Ben saklamıştım seni en ücra köşeme, neden çıktın dışarı? Orası sana göre değil demiştim, ben sana ipeklerle, pamuklarla yer yapmıştım, beğenmedin mi? Gerçekleri görmezden gelip, tahtına kuralamaz mısın yeniden?
Saf yanım... Demedim mi sana, acıtırlar, kanatırlar seni diye? Neden bana inanmak yerine onlara inanmayı tercih ettin? Çok kırdılar seni biliyorum, söküp kopardılar seni içimden ben istemeden. Ama söz vermiştin, hep beraber olacağız diye, sözünü tutamaz mısın?
Küçük kız... Canın çok yandı mı? En çok sana üzülüyorum, ağlıyorum her gece mezarının başında. Olduğun yerde mutlu musun? Suçlama ne olur beni, bana ne yaptığına bak deme, lütfen! Düzeltebilirim inan... Bir elma şekerine kanıp yine oyunlar oynar mısın benimle?
Optimistliğim... Pesimistliğimi kilitlediğim mahzenin anahtarını sana vermekle hata mı ettim? Ne derse desin ona sakın inanma diye tembihlemiştim. Nasıl azıcık konuşsa bir şey olmaz diyerek gün ışığına çıkmasına izin verdin? O azla yetinmez, seni öldürmeden rahat edemez, böyle mi öğrenmeliydin bunu? Daha iyi bir öğretmen olacağım desem, dirilemez misin?
Hayallerim... Sağlam temeller yapmıştım ben size, hiç bir deprem yıkamasın diye. Bütün hesaplar doğruydu. Nasıl bir deprem bu, kaç şiddetinde ki sizi yerle bir edebildi? Anka misali yıkıntılarınızdan yeniden doğamaz mısınız?
Ölenle olana çare yok diyorlar... Benim bütün çarelerim sizde, gelemez misiniz?

Küstüm

Herkese, her şeye küstüm ben bugün... İlgisizliğe, "belki"lere, umursamaz tavırlara, çalmayan telefona, elektirik süpürgesi gibi öten bilgisayarıma, en olmadık zamanda çalan telefonuma, pişmeyen patateslere, ellerimi mahveden çamaşır suyuna, beklemelere, gelmeyenlere, gülümsememe, İstanbul planlarıma, duyamadıklarıma, duyduklarıma, söylemeyenlere, söyleyenlere, uykuma, sevgime... Herkese, her şeye küstüm...
Oynamıyorum! Alın misketlerinizi, verin bebeklerimi!
1,2,3! Tıppp!

24.02.2009

Ben hiç...

Ben hiç diye bi oyun var hani...
"Ben hiç ...... yapmadım" diyorsun, yapanlar cezasına göre değişiyor ama kuvvetle muhtemel önünde duran içeceği fondip yapmak zorunda kalıyor.
Örneğin, ben hiç dalış yapmadım diyorsun dalış yapanlar fondippp...
Söylenen cümleler yapmadığım eylemleri içerse de çoğunlukla, bilirim zamanı gelince yaparım onları da. (Tabi ki ömrümün sonuna kadar yapmamayı düşündüğüm şeyler var, eroin kullanmak gibi)
Ama ben hiç ".... beni çok seviyor" diyemedim. Sanırım diyemeceğim de... Karşımdaki bana defalarca beni sevdiğini, onun için çok önemli olduğumu söylese de söyleyemem. En iyi arkadaşım için "Ben onun en iyi arkadaşıyım" demek yerine, "O benim en iyi arkadaşım" demeyi tercih ediyorum. Zaten o benim en yakın arkadaşım olmuşsa bana bunu hissetirecek şeyler yapmıştır ki ben bunu söyleyebiliyorum. Bir başkası adına konuşmak, hele benimle ilgili düşünceleri hakkında konuşmak tuhaf geliyor...
Sık sık duyuyorum çevremden ".... beni çok seviyor" ve her duyduğumda bi irkiliyorum, nasıl söylediklerini anlamaya çalışırım. Ben hiç ailem için bile kuramadım bu cümleyi. Ama hep duydum "Sen beni çok seviyorsun" cümlesini, hep inadına inadına sevgimi kanıtladığımdan herhalde. Karşımdakiler kanıtlamadığından değil, dedim ya başkasının adına konuşmak tuhaf geliyor...
"O" benim adıma da konuştu bugün, kendi adına da :)
-Hani sen benden bu kadar eminsin ya, ben senden hiç bi zaman olmadım.
-Benim seni sevdiğimden mi? Sevdim, evet. Ama sana duyduğum saygı var ya hani, anlattım. Onlar hep daha öndeydi, ben sana sevgiden çok inanılmaz bir saygı besledim. Ve büyük bir şaşkınlıktın sen benim hayatımda, pek gerçek olduğuna inanmadığım anlar oldu, yalan değil...

23.02.2009

Bugün!


Bugün... Her gün gibi, bi özelliği yok aslında. Ne bayram, ne seyran, ne birinin doğum günü, ne de geçmiş yıllardan bana kalan bi anısı var bugünün...
Bugün bir değişiklik yapacağım, bugünü hiçbir özelliği olmamasına rağmen özel kılacağım. Kötü bütün düşünceleri beynimden uzak tutacağım, ne kadar kötü bir şey olursa olsun gülümseyeceğim ve "Beterin beteri var" diyeceğim... Yaşadığım kötü bir şey aklıma gelirse, onları silip en mutlu olduğum anları getireceğim aklıma.
Bugün "Para verirsem yaptığının iyi bir şey olduğuna inanır" diye düşünmeden küçük bir dilenciye para vereceğim...
Bugün "Yedikten sonra içim kıyılacak, midem ekşiyecek" diye düşünmeden bol çikolatalı bi suffle yiyeceğim...
Bugün dersim olmamasına rağmen okula gideceğim, uzun zamandır görmediğim arkadaşlarımı görmek için...
Bugün kırgın olduğum birini arayıp halini hatrını soracağım.
Bugün ne kadar param kaldığına bakmaksızın, fiyatına bakmaksızın bir kitap alacağım...
Bugün biri beni kızdıracak bir şey yaparsa beni gülümsettiği zamanları düşünüp gülümseyeceğim...
Bugünü "GÜLÜMSEME GÜNÜ" ilan ediyorum!
Bu bir emirdir, herkes gülümseyecek!
Her şeye rağmen, inadına gülümseyecek!

22.02.2009

Herkes, her şey...

Herkes her şeyi yapabilir...
Asla senden kopamayacağını söyleyen sevgilin seni terkedebilir.
Dostun en çok ihtiyaç duyduğun anda yanında olmak yerine eğlenmeyi tercih edebilir.
Sırrını paylaştığın arkadaşın, en ufak kızgınlığında sırrını senin aleyhine kullanabilir.
Kardeşin bir "Alo"yu senden yıllarca esirgeyebilir.
Sana ilham vermesi gereken öğretmenin, seni ilimden soğutabilir.
Annen senden sütünü esirgeyebilir.
Baban hiç istemediğin bir işi yapman için seni zorlayabilir.
Patronun seni ansızın kovabilir.
Minibüste yanında oturan adam cüzdanını çalabilir.
Hiç tanımadığın biri aracıyla sana çarpıp seni yaralayabilir.
Doktorun yanlış tedavi yapıp ölümüne sebep olabilir.

Ama....
Sevgilin seni bulutların üzerine çıkarabilir.
Seni üzen bi konuda senden önce dostunun gözünden yaş düşebilir.
Sırrını paylaştığın arkadaşın kanlı-bıçaklı olsanız dahi sırrını mezara götürebilir.
Kardeşin sana hissettirmeden hep sana destek olabilir.
Öğretmeninin söylediği bir tek cümle gözünü açabilir.
Annen seni can siperhane koruyabilir.
Baban senin tok olduğundan emin olmadan yemek yiyemeyebilir.
Patronun ansızın ikramiye verebilir.
Minibüste yanında oturan adam yere düşen kitaplarını toplamak için sana yardım edebilir.
Hiç tanımadığın biri sana yol verip gülümsemene sebep olabilir.
Doktorun hiç kurtulamayacağını sandığın ağrılardan seni kurtarabilir.

Herkes her şeyi yapabilir... Yapacaklarının iyi veya kötü olacağını tecrübe etmeden öğrenemezsin, o yüzden herkese güven. Güvenini kırana dek...

Ceren'ime... Kendime... Sana :)

Nota&Harf

Tuhaf bi huyum var, bir şarkıyı sevdiğim zaman günlerce sürekli onu dinlerim, tekrar tekrar, hiç sıkılmadan. Sanırım bi şarkıya taktığım zaman en az 200 defa dinlemeden bırakamıyorum. O kadar çok dinlemenin üstüne sonra müzik listeme bile almıyorum, içim bayılmış oluyor çünkü dinlemekten. Ama aradan zaman geçince açarım gene o obsesif şarkılarımdan birini, ve hooop dönerim onu dinlediğim günlere. O günlerde hangi ruh halinde olduğum, neler yaşadığım flaşlar halinde beynimde çakmaya başlar...Kötü günler dahi olsa tebessümle dinlerim yine. Benimdir o anlar, beni ben yapan anlar...
Sanırım sevdiklerime de bunu yapıyorum, öyle çok seviyorum ki bırakamıyorum hiç, başka hiç kimseyi düşünemiyorum. Beynime kazıyorum yüzünün her çizgisini, her nota gibi... Ezberliyorum bütün mimiklerini, her harf gibi... Sonra öyle çok tanımış oluyorum ki şaşırtmıyor hiçbir hareketi...
Bu espriyi yaparsam gülecek, kafasını hafif sola eğerek...
Bu mesaja vereceği cevapta bana "tatlım" diyecek...
Söylediklerini bitirdiğinde konuyu kapatacak, ağzımı açtığımda "Offff" deyip sırtını dönecek...
Dudaklarını ısıracak şimdi, zor bir şeyler söylemeye her çalıştığında yaptığı gibi...
Sinirlenecek ve dişlerini sıkacak önce sonra cevap verecek...
"Bişi söyleyebilir miyim?" dediğimde "Lütfen" deyip gözlerimin içine bakacak, dünyayın sırrını veriyormuşum gibi...
Ve sonra bilinmek ya da bilmek boğacak içimizden birini, müzik listesine bile giremeyeceğiz. Zamanla dinlemek-dinlenmek isteyeceğiz. Ama defalarca dinlemeye-dinlenmeye hevesimiz kalmayacak. Arada hatırlanacağız, tebessümle...

21.02.2009

Turuncu Saçlı Kız

Yaraların neden derin?
-İzi kalması, aynı hataları tekrarlamamam gerektiğini hatırlatması için.
Kızgınlıkların neden silik?
-Affedebilmek için.
Kuralların neden bu kadar çok?
-Öğrendiklerimi uygulayabilmek için.
Sevgilerin neden sınırsız?
-Hep daha çok büyüyebilmeleri için.
Nefretlerin neden görünmez?
-Sevgiyle kolayca yer değiştirebilmeleri için.
Hayallerin neden sağlam?
-Hiç yıkılmamaları için.
Ellerin neden kocaman?
-Hayata sıkı sıkı tuttabilmek için.
Gözlerin neden kocaman?
-Gerçekleri daha iyi görebilmek için.
Ayakların neden kocaman?
-Her düştüğümde daha kolay kalkabilmek için.
Peki ya kalbin, o neden kocaman?
-Birileri kırsa bile, yeni gelenlere her zaman yer olması için...

20.02.2009

Ablam'a!


Bugün seninle ilgili anılarımı topluyorum, her biri dün kadar canlı...
Gece yarısı üşüdüm deyip yanıma sokulmaların... Hava çok sıcakken bile sokulurdun ansızın... "Abla ya sıcak uyuyamıyorum, git kendi yatağına" dediğimde, daha sıkı sarılıp, "Offf sus da uyu" deyişlerin...
Erzurum'a ilk defa gideceğim gün... Başardığım için, sizi gururlandıracak bir şey yaptığım için mutluydum. Ama beni uğurlamaya gelenleri görünce ciddiyetini anladım sanırım, herkes etrafımda bi daire oluşturmuştu, kimisi destek verici gülümsemeleriyle, kimisi dolu gözlerle bana bakıyordu. Herkese sarıldım, seni en sona bıraktım. En son sarıldığım sen olursan daha uzun süre aklımda tutabilecektim hissettiğim o güven duygusunu... Ağlamayacaktım, ta ki senin dolu dolu gözlerini görene kadar. O zaman düştü gözümden iki damla yaş... Hangisi daha çok yaralamıştı beni bilmiyorum, senin yanında duyduğum güven hissinden ayrı kalmak mı yoksa küçücük aklımla sana verdiğim destekten uzak kaldığını düşünmek mi...
7-8 yaşındaydım, neden ağladığını bile anlamadan gözündeki yaşları silip senin yanında olduğumu, üzülmemeni söylediğim zamanlar... Bana baktığında sevgini ve minnettarlığını gördüğümü çok net hatırlıyorum. Sanırım o zamandan kaldı bende sana sürekli destek olma düşüncesi. Ama beceremedim hiç biliyorum, kendininkilerin üstüne bir de benimkileri yıktım hep. Ama sen hiç şikayet etmedin bundan, hep daha çok vereyim diye uğraştın, hep daha çok...
Hatırlıyor musun sana şey demiştim? "Selma ablam dünyaya 'anne' olmak için gelmiş, sense 'arkadaş' olmak için"... Bugün oğlunun, benim yeğenimin, mavişimizin doğum günü... Korkuyorsun biliyorum, ona istediklerini verememekten, iyi bir anne olamamaktan. Gerçeği söyleyeyim mi? Sen İrden'e iyi bir anne olamayacaksın, neden biliyor musun? Çünkü sen onun en iyi arkadaşı olacaksın! Tıpkı benim ablam olamadığın en iyi arkadaşım olduğun gibi! Çünkü senin dünya üzerindeki vazifen bu :)

İyi ki anne oldun ablam! Ve daha nice iyi kiler....

16.02.2009

6. his

*İlk okuldaydım, rüyamda 2 dişimi çektiğimi görmüştüm... Hiç yapmadığım halde rüya tabirlerine bakasım tuttu, kuzenim ya da kuzenim kadar sevdiğim birininin ölümü diyordu. Ve ben o gün 2 ölüm haberi aldım, kuzenimin kızı ve aile dostumuzun askerdeki oğlu.
*Ortaokula "İçimde kötü bi his var" diye diye bütün gün ağlamıştım, en yakın arkadaşım anlam veremese de beni telkin etmeye çalışıyordu. Dersin ortasında kapı çaldı, açıldığında abimin arkadaşını gördüm, gördüğüm anda yıkıldım sıraya hiçbir şey demeden. Sadece eve gitmem gerektiğini söylemişti. Ve ben o gün bize bir defa bile olsun kızmayan, canımız istedi diye gece yatağından kalkıp bize muhalebbi yapan, dedem bize her kızdığında ona bize kızdığından daha çok kızan melek babaannemi kaybettiğimi öğrendim...
*Lisede aşık olduğum bi çocuk vardı, bahçede geziyorduk, o arkadaşlarıyla muhabbet ediyordu. Yerden bi taş almıştım, onun gözlerinin içine bakarak. "Bu ikimizin uğuru olsun, bugün güzel şeyler olacak bizim için" demiştim içimden. Ve o gün bana beni sevdiğini söylemişti...
*Üniversiteye başlayalı 1 yıl olmuştu, kolay kolay etkilenmem rüyalarımdan ama rüyamdan niyeyse çok etkilenmiştim. Uyanır uyanmaz bizimkileri aradım "Bir şey oldu biliyorum, söyleyin" diyerek... Kimse söylemedi sınavlarım var diye, ama ben o gün gül yüzlü dayımı kaybetmiştim...
*Kimse hayatında biri olduğunu bilmezken, ben hissetmiştim. Arkadaşlarımız inanmamıştı, "Yoktur öyle bir şey olsa biz bilirdik" diye itiraz ettiler. Sorduklarında aldıkları ilk tepki "Siz nerden biliyorsunuz" olmuştu.
*Konuşmadığım birini bir gün arayasım tuttu, arkadaşlarımın arama diye tutturmasına rağmen, "Yok aramam lazım" deyip aradım, oysa söyleyecek bir şeyim yoktu. Anneannesini kaybetmiş o gün, ve aradığım için çok mutlu oldu...
*Geçen hafta birden Çiko'ya dönüp"Biliyorum bugün özel bişi olacak" dedim. Nerden çıktı falan dedi, bilmiyorum öyle hissediyorum dedim... Ve o gün onun arkadaşının bilgisayarının başında olacağı tuttu, benimse arkadaşına msn'den bişi yazacağım...
*Ve bugün de saçma sapan bi hissin içime doğurdukları ve çıkarttıkları :)
Arada eserler bana öyle, "İyi misin" diye ararım ansızın arkadaşlarımı... "Ya iyiyim de, ama..." diye başlarlar...
Öyle mistik güçleri olan falan biri değilim, sadece 6. hissim kuvvetli... Diğer 5'inde randıman alamadığımdan olsa gerek :)

14.02.2009

Komşu, Köpek, Uyku


Yan komşumuzla paylaştığımız tek ortak duvar benim yatak odamın 4 duvarından biri, onunsa salonunun...
7.00: Hala hangi müzik olduğunu çözemediğim disco disco partizani tarzında bir müziğin alarmıyla uyanıyorum. Ama zat-ı muhterem komşumuz kendi alarmına uyanmamakta ısrar ediyor. Erteliyor...
7.30: Alarm hala çalmakta, ben sinir kirizleri geçirmekteyim!
8.30: Uyanmayı beceren sevgili(!) komşum işe gidiyor...
9.00: Zar zor tekrar uyumayı başarmışken bu sefer de sevgili komşuma gelen misafirin zil sesiyle uyanıyorum. Ama yan tarafta uyuyanan yok...
9.30: Zile basmaktan hala geri gelmeyen misafire yenik düşüp apartman kapısını açıyorum otomatla, bitsin diye bu işkence. Bu seferde evin kapısını açmıyor komşum (kendisi işe gitti ama babası evde)
10.00: Nihayet kapı açılıyor. Huzura erip 1-2 saat uyuyorum.
21.00: Uykumu alamadığım için uyumaya gidiyorum, uykusuzluk başımı ağırtmış, bi an önce uyumak istiyorum. Bu sefer de zat-ı muhteremin şımarık kızı gelmiş. "Baba zart, baba zurt" diye ağlıyor olur olmadık her şeye. Neyse deyip salona geçiyorum...
04.00: Tekrar uyumaya karar veriyorum, tam uykuya dalmak üzereyken üst komşumuzun köpeği havlamaya başlıyor.
05.00: Susan cici(!) köpeğin ardından nihayet uyuyorum, rüyamda yan komşunun, babasının, kızının üzerine üst komşunun köpeğini saldığım enfes rüyalar görerek...
Ve ben her gün aynı kısır döngüyü yaşıyorum...

Fare mevzusu

1- İlk okula gidiyordum sanırım, çay bahçemizin (o çay içmeye gidilen çay bahçesi değil, çay toplanan çay bahçesi :)) yanına küçük bi ev yapmıştık çay toplama zamanı rahat edilsin diye. Evi temizleyen annem bir hışım dışarı çıktı, "Babaaa, evde fare var" diye. Dedem daha gelmeden ben annemin korkaklığına gülüp, "Yoktur, kandırıosun, yanlış görmüşsündür" falan dedim. Annem de gülmeme sinirlenip "İnanmıyorsan git bak, çekmeceye girmiş" dedi. Cengaverim ya ben, gittim çekmeceyi açtım. Çekmeceyi açmamla kolum kadar (abartmıyorum) bi sıçan fırladı, yüzümden destek alıp kaçtı. Gerisini hatırlamıyorum :)
2- Yıllardan 2006, aylardan Ağustos, Moskova'da stajdayız... Şantiyede her gün çorba makarna yemekten imanımız gevremiş. Sonunda düzgün bir şeyler yemek üzere piknik yapmaya gidiyoruz. Nehir kenarında şaşlik kebap (şiş kebap :)) yiyeceğiz. Benim de o gün hastalanacağım tutmuş, halim yok kıpırdamaya. Uzanıyorum, uyku arasında proje müdürünün sesi geliyor "Farelere bak, Saliha'nın hiç umrunda değil tabi, uyuyor", gözlerimi aralıyorum 2 metre ilerde 2 adet fare! Nasıl kalktım yerimden, nasıl arabaya geçip kapıyı kapadım bilmiyorum. Fareler gözden kaybolana kadar da inmedim tabi ki...
3- Geçtiğimiz yaz açık havada oturmuş ablam,Fatma teyze ve ben muhabbet ediyoruz. Bi fare görüyorum sanki! İçeri koşup, sandalyenin üzerine fırlamam bir oluyor. (hani şu hep çizgi filmlerde görüp güldüğümüz gibi) Fatma teyze, "Aaa, bak fare oraya geldi" diyor. Speedy Gonzales gibi (çok ironik bi benzetme oldu :)) kaçıyorum ordan da. Ablam ve Fatma teyze şaşkın. Fatma teyze utana sıkıla şaka yaptığını söylüyor.Bense ellerim titrer, gözlerim dolu bi vaziyette bakıyorum sadece. Ablam şok olmuş vaziyette "Bu kadar korktuğunu bilmiyordum" diyor, valla ben de bilmiyordum. Meğer korkuyormuşum :)

Cengaverden, korkağa dönüşümün hikayesini dinlediniz... Bir başka hikayede buluşmak üzere... Esen kalın... :)

21 film

Geçen gün arkadaşımla film izlemeye çalışırken farkettim, film izlemeyi sevmek ötesinde bir şey olmuş benimki. Hangi film için "İzleyelim mi?" dese hepsini izlemiş bulunuyorum, hatta şuan gösterime girmemiş filmleri dahi izledim :) Bugün acaba kaç film izlemişimdir diye düşündüm, ortalama bi rakam bile bulamadım, 2 yıldır her gün bir film izlemeye çalışıyorum, ki bazı günler bu 4'ü buluyor :) İzlediğim yabancı diziler de cabası... Anlamadığım nokta, hala muhakkak izlenmesi gereken 21 adet film daha buldum kendime, bu kadar film izlememe karşın nasıl "muhakkak" izlenmesi gereken 21 film bırakmışım bilmiyorum :)
Usual Suspects*
American Beauty
American History X
Reservoir Dogs*
LA Confidential
No Country for Old Men
Citizen Kane
Saving Private Ryan*
Sin City
Unforgiven
Godfather 1,2,3
Schindler's List
There Will Be Blood
Into The Wild
The Bourne Ultimatom
Se7en
Momento*
Changeling
Sweeney Todd

*Bu filmleri neden şimdiye dek izlememiş olduğum konusunda en ufak bir fikrim yok.

Ve en sevdiğim soundtracklerden biri, Lucky Number Slevin'den... Kansas City Shuffle!

12.02.2009

Nikotin

2003 mayıs ayıydı, okuldan 4 günlük izin almıştım... Kızlar toplandık hepimiz beraber kalıp son günlerimizi doya doya beraber geçircez... 2 paket sigara almıştık, hiçbirimiz içmediğimiz halde... Bi Çiğdem bi de ben (o gruptan sigara içen bi biziz şuan) içimize çeke çeke içmiştik sigaraları... Sonra ben memlekete gittiğimde 1 paket sigara aldım,her gün odamın balkonunda denize nazır 1 adet sigara içtim. Sigarayı bırakma haftasında sigaraya başladım yani :) ÖSS sonuçları açıklandıktan kısa bi süre sonra bıraktım içmeyi 1 ay falan içmedim sanırım.
Üniversiteye gelip yurda yerleşince odanın balkonlu olduğuna sevindiğimi gören oda arkadaşım "Neden sen de mi sigara içiyorsun?" dedi. "Yo, hayır, yani evet, aman bilmem içerim" dedim ve tekrar sigaraya başladım...
O sene ramazan ayıydı, günde 2 pakete yakın sigara içerken sigarayı bırakmıştım... 2 hafta sonra bırakma nedenime sinirlenip tekrar içmeye başladım... Ta ki 2008 aralık ayına kadar... Aralık ayında tekrar bıraktım sigarayı, nikotin bandıyla(Şiddetle tavsiye edilir :))... 2 hafta hiç içmedim sigara, aramadım da. Sonra jüriydi, teslimdi derken tekrar başladım...
Çantamda 2 paket hiç açılmamış, biri yarılanmış olmak üzere 3 paket sigara (malum tiryaki tek paketle dolaşmaz :)), 3 adet de 1 numara nikotin bandı var...
Velhasıl Saliha'nın hava sahası dumansız olmaya henüz hazır değil... Aslında hiç gerçekten "kendim" istemedim bırakmayı, istesem bırakabileceğime inanmaktayım (bkz: züğürt tesellisi :)). Henüz nikotin denen şeyle iyi bi diyaloğumuz var, sevmekteyim kendilerini... İlişkimiz iyi... Sigara üzerine yazılan bir sürü şarkıya bakarsak sanırım seveni çok... Kıskanmıyorum şahsen :)

11.02.2009

Günün sorusu

Bu okul mu beni bitirir, ben mi bu okulu?

4.02.2009

Sarı Gül...

Güvenpark'ta çiçekçilerin yanından geçerken aklıma geldi...
Yer: Taksim, çiçekçilerin yanı :)

O: Sana çiçek alayım mı?
Ben: Nerden çıktı şimdi?
O: İstiyorsan alırım.
Ben: İyi al madem.
O: Seç bakalım.
Ben: Bilemedim şimdi, hımmmm... Abla ya, sarı gül müydü ayrılık demek olan.
Çiçekçi abla: Evet.
O ve ben: Bi tane sarı gül.
Biz gülüyoruz, çiçekçi abla şaşkın :)
Çiçekçi abla: Olur mu hiç ayrılık, yakışıyor mu size, ben bi tane kırmızı gül vereyim ne güzel.
Ben: Yakıştı valla abla, biz iyiyiz böyle, sen sarı gül ver bi tane :)

Paratoner :)

Neden öküz paratoneri olduğumu belliymiş, zodyak yılım "ÖKÜZ" olduğundan :)

Şükür...

Ne kaşım, ne gözüm, ne işim, ne bilgim, ne beynim, ne evim, ne param, ne pulum...
Benim en büyük nimetim dostlarım...
En büyük nimetim, beni sadece ben olduğum için sevebilenler....